Açıklama
PSİKOLOJİYE GİRİŞ
Umumî psikoloji bütün psikoloji verimlerini yalnız umumî neticelerile vermekle kalmaz, bunlara bağlantılı bir tertip ve sentetik bir vahdet vermeyi gözetler; elde edilmiş çeşitli malzemenin muhakeme ve tenkidden geçirilmesi de lâzımgelir.
Tabiat ilimleri iyi temellenmiş nazariyelere, vakıaların iyi anlaşılmasına yarayan tek bir esasa dayanıyor; Atom nazariyesi ile hücre nazariyesi gibi. Psikoloji ve psiko – patolojide de geniş nazariyeler yapılmış ise de şahsi olduktan başka pek başarılı olmadıkları için bütün ruhî hâdiselere şâmil son prensipler, mekanizma ve kaidelere gidemediklerinden ayrı yollardan yürünerek ruh hayatının münferid kısımlarına nüfuz edebilecek metodlarla açlışılmıştır. W. Jaspers’in dediği gibi “ruh hayatı yalnız sonsuz görünmüyor, her türlü mantıkî sistemleştirmelere karşı geliyor, ancak yüzünde dolaşabildiğimiz bir ummana benziyor”. Bu ummanda bir çok psikoloji kafileleri tuttukları yolda devam ediyor, varmak istedikleri hedef bir olmakla beraber tuttukları yolda ve bu yolu kat’etmek için kullandıkları metodlarda ayrılıklar gösteriyor, bazan karşıt hareketlerle çatıştıkları da oluyor. İlimlerin ilerlemeleri de bu karşıt hareketlerin ritmi içinde ve bu ritmin hızlanması nisbetinde oluyor.
Her ilim gibi psikoloji de ilim olmadan önce uzun bir tarih geçirmiş. Bu sebepten evvelâ psikoloji öncesinin mahiyet ve karakteristiği ile aldığı şekiller gösterildi. Bundan sonra ilmî psikolojinin doğuş ve ilerleyişinin dayandığı esaslara geçildi. Bu arada psikolojiye doğrudan doğruya ve dolayısiyle tesiri olan nazariyeler, kaynaklarından alınarak, bugüne kadar geçirdikleri safhalarla gösterildi. Asıl ağırlık merkezi ehemmiyetleri dolayısile psikoloji meselelerine verildi. Daha sonra psikolojinin komşu ilimlerle olan münasebet ve bağlılıklarına geçildi. Metodlar en sona bırakıldı. Çünkü neler üzerinde ve hangi zaruret ve icablarla çalışıldığı önceden bilinmedikçe metodları görmek çok mücerred kalacaktı. Sonunda umumî bir görüş yapıldı.
Psikolojinin bugüne kadar elde ettiği neticelerin kıymetleri ayni ayarda olmamıştır. Mevzuunun iki yanlı olması dolayısiyle de tam mânasiyle objektif denebilecek verimler ruh hayatını tanıtmıya kâfi gelmemiştir. Bu hususda elde edilenler de henüz basit olan daha doğrusu fizyoloji ile psikoloji hudutları arasında bulunan vakıalardır. Bunun için sadece objektif bir psikolojiye bağlanmakla kalınmıyarak yaşanan iç hayatını aksettirmeğe çalışan sübjektif psikolojiye de ayrıca yer verilmiştir.
Weber (1850) ve Fechnerlerin psiko-fizik adiyle evvelâ Almanya’da başladıkları tecrübî psikoloji duyumlara ölçüyü tatbik etmeğe ve tenbihlerle duyumlar arasındaki münasebetleri kemmiyetle ifade etmeğe savaştığı andan itibaren psikoloji de laboratuara girmiş oluyordu. Daha sonra Leipzig’de kurduğu ilk psikoloji laboratuarına her memleketten talebeler çeken Wundt’un, 1874 de “Principes de Psychologie physiologique” eserinde bu laboratuarındaki çalışmaların bilhassa basit psikolojik hâdiseler, ve reaksiyon müddetlerinin ölçülmeleri üzerinde durulduğu görülür. İngiltere’de Galton, Fransa’da da Ribot (1839-1916) ve Binet’ler ilmî psikolojinin ilk temsilcileri oluyor.
Tarafımdan tercüme edilen “Hissiyat ruhiyatı” (eski harflerledir), “Yaratıcı muhayyile” (yeni harflerledir) ve Nebahat Hâmid’in tercüme ettiği “İrade hastalıkları” (eski harflerledir) eserlerinden başka bütün mesaisi hakkında verdiğim derslerle memleketimizde de tanılan, ve Fransa’nın ilk ilmî psikoloji üstadı sayılan Ribot, felsefe ve fizyolojiden müstakıl tasvirî (descriptif), objektif ve tecrübî bir psikolojinin kurulması yolunda çalışır. Aynı zamanda ruhî hastalıklardan normal ruhî fonksiyonlar hakkında kıymetli bilgiler edinileceği ve bunların aralarında derece farkından başka bir şey olmadığı prensipi dairesinde hareket eder.
Bundan otuz yıl önce Darülfünun’da başladığım psikoloji derslerimde başlıca rehberlerim Ribot, Ebbinghaus ve W. James olmuştu. Bunların üçü de sadece lâboratuar verilerile kalmış değillerdi. Benim bu kitapta tuttuğum yol da yalnız ölçüyü gözeten bir psikolojinin yolu değildir. Psikolojinin muhtelif sahalarında çalışan psikologların ruhî realitelere nüfuz etmek için denedikleri çeşitli metodlarla elde edilmiş neticeleri de aksettirmeğe çalıştım. Tedris hayatımın bu otuz yılı psikolojinin her vadisinde başlamış olan yeni hareketlerin en verimli olduğu bir devre tesadüf eder. Nitekim Alfred Binet meşhur “test” lerini (İbrahim Alâeddin Gevsa tarafından dilimize çevrilmiştir) vücude getirdikten sonra yüksek zihnî ameliyeleri tedkike koyularak düşünmenin imajlarla olan münasebetini araştırmıştı. Almanya’da Wurzburg Üniversitesinde de zihnin bir şeyi düşünür ve anlarken ne gibi haller geçirdiği, şuur durumlarının nasıl olduğu tecrib (expérimentation) yoluyla incelenmeğe başlanmıştı.
Bunları müteakip başlıca nazariyatçısı Wertheimer olan “Gestalthéorie” adıyla şekillerin idrâki üzerinde yapılan çok enteresan araştırmalar yeni bir çığırın kaynağı oldu.
Bir yandan da Freud’in ortaya attığı bir gayrişuur nazariyesiyle ruh hayatında derinliğine gitmek hareketi doğmuştu. Çünkü sadece şuur ve fizyolojik gayrişuur ruhî hâdiselerin bir çoğunu açıklamıya yetmiyordu. Ribot’nun talebesi olan Pierre Janet de sinir hastalıklarını tedkikinde ruhî faaliyetin harekete dayanan umumî bir nazariyesini kurmıya yarıyacak temeli realiteye intıbak fonksiyonunda bulmuştu. Normal ruhî hayat realiteye intibak edebilen bir hayattır. Bu seviyeden düşüldükçe ruh hayatı da gevşiyor, çöküyor, olacaktı. Bu esasdan hareket eden bir psikoloji artık sadece bir şuur psikolojisi olmakla kalamazdı; bir gidiş (conduite) psikolojisi olacaktı. Ayni zamanda ruhun ikiye ve hattâ daha çok parçalara bölünebildiği yine sinir hastalarından, histeri tetkiklerinden çıkarmış, nihayet ruhun bölünme (dissociation) si hadisesini keşfetmesi çok mühim olmuştu.
Viyana’lı Freud’ün derinliğine psikolojisi yepyeni bir çığır olmuştu. (Freudisme adiyle intişar eden şerhli tercümemin üçüncü tab’ının metninde ve önsöz’lerinde bu çığırın psikolojiye neler getirdiğini toplu olarak görmek kabildir). Talebelerinden Yung ve Adler’ler de ayrıca dikkate şayan olmuşlardı. Bu suretle psikanaliz adiyle ayrıca metodu olan yeni bir ilim kurulmuş gibi oluyordu.
Nihayet Amerika’da “davranış psikolojisi” adı ile yeni bir mektep teşekkül ediyor; şuur ve iç tecrübenin bildireceği bütün şeylerden vazgeçerek, hayvan psikolojisinde yapıldığı gibi, yalnız dış verilere bakılıyor. Bu mektebin ortodoks sâlikleri psikolojinin ancak bu suretle objektiflik kazanacağı iddiasında bulunuyorlardı. Pavlow ve Bechterev’ler de şartlı refleksleri incelerken bu yoldan gitmişlerdi. Amerika’da geliştiğini söylediğimiz Behaviour denilen davranış psikolojisi de bu yoldan gitmiştir.
Bunlardan başka mektepler de teşekkül etmemiş değildir. Burada sadece belli başlı olanları zikrettim. Bunlara karşı aldığım durum umumî psikoloji için hazırlanan bir “Giriş” te hiç bir mektebe hapsolmamak, hiçbir mektebe imtiyaz vermemek olabilirdi. Muayyen metodlarla yapılan her türlü araştırmalara da açık bulunması lazımdı. Ağırlık merkezi meselelere verildiği için de çeşitli görüşler ihmal edilemezdi.
M. Şekip TUNÇ.
29 Mayıs 1949 Maçka.






Değerlendirmeler
Henüz değerlendirme yapılmadı.