Açıklama
TÜRKİYE’DE ZEKA VE YETENEK ARAŞTIRMALARI: Çanakkale Örneği
TÜRKİYE’DE ZEKA VE YETENEK ARAŞTIRMALARI: Çanakkale Örneği
19. yüzyılın son çeyreğinden itibaren Osmanlı eğitim düşüncesinde Batı kaynaklı pedagojik yaklaşımların etkisi giderek artmış; özellikle II. Meşrutiyet döneminde çocuk merkezli eğitim anlayışı, bireysel farklılıkların dikkate alınması ve zihinsel kapasitenin ölçülmesi gibi konular tartışılmaya başlanmıştır. Bu bağlamda Mehmed Gayyur’un çalışması, yalnızca bir çeviri veya aktarım değil, aynı zamanda bu yeni zihniyetin Cumhuriyet’e devrolan entelektüel mirasının bir parçasıdır.
Makale, “meahizimiz” (kaynağımız) olarak işaret ettiği eser üzerinden dehanın doğuştan mı geldiği ve erken yaşta görülen üstün zekâ belirtilerinin gelecekteki başarı için yeterli olup olmadığı sorusunu tartışmaktadır. Yapılan analizler, bu kaynağın Alfred Binet’nin 1894 tarihli Psychologie des Grands Calculateurs et Joueurs d’Échecs adlı eseri ve bu eserle benzer yaklaşımlar sunan; Lewis Terman, G. Revesz, William Stern, Ellen Key, James Sully’nin zeka ve yeteneğin erken yaşlarda tanılanmasını ünlü dahiler ile örnekleyen çalışmalardan etkilenmiş olabileceği intibaını uyandırmaktadır.
Alfred Binet’in “Çocuklarda Zeka’nın Mikyası” adlı eseri 1914’te İbrahim Alaeddin Gövsa tarafından çevrilmiş ve Maarif Nezareti’nin resmi yayımları arasında defaeten basıldığı için dönemin en çok ilgi gören psikolojik testleri arasında yer almaktadır. Bu nedenle dönemde üstün zekalıların eğitimi ile ilgilenen münevver eğitimcilerin pekçoğu bu ismi yakından tanımaktaydı.
Gayyur’un makalesinde yer verdiği örnekler, Binet’nin eserinde sistematik biçimde ele alınan tarihsel deha figürleriyle birebir örtüşmektedir. Pascal’ın çocuk yaşta matematiksel keşifleri, Henri Mondeux ve Jacques Inaudi gibi zihinsel hesaplama yeteneği yüksek bireylerin erken dönem performansları, dönemin pedagojik tartışmalarında üstün zekânın erken belirtilerinin en somut göstergeleri olarak kabul edilmiştir.
Gayyur’un yazıda sunduğu tezi güçlendirmek için örneklediği deha olarak kabul görmüş ünlü isimlerin tam listesi ve kısa biyografilerine çalışmanın ekler bölümünde yer verilmiştir. Bu bölümde zeka/dehalarıyla ünlenmiş oniki isme yer verilmektedir.
Özellikle Inaudi örneği, yalnızca olağanüstü hesaplama kapasitesini değil, aynı zamanda zeka türleri arasındaki dengesizliği de ortaya koyması bakımından önemlidir. Bu durum, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş sürecinde eğitimcilerin giderek daha fazla dikkat çektiği bir noktaya işaret eder: üstün zekâ tek boyutlu değildir ve yalnızca belirli alanlardaki parlaklık, bütünsel gelişim için yeterli değildir.
Makaledeki Cicero, Bossuet, Pico della Mirandola gibi hitabet ve dil dâhileri ile Dante, Tasso ve Victor Hugo gibi edebî şahsiyetlerin örneklenmesi, zekânın farklı tezahür biçimlerini ortaya koyar. Binet’nin işitsel ve görsel hafıza tipleri ayrımı, Gayyur tarafından Osmanlı-Türk eğitim çevrelerine uyarlanarak mürebbiler için pratik bir rehbere dönüştürülmüştür.
Makalenin sonunda yer alan Weber, Raphael ve Mozart gibi isimlerin erken yaşta hayatlarını kaybetmelerinin beden ve fikir kuvvetinin vaktinden evvel israfı ile ilişkilendirilmesi, pedagojik bir uyarı niteliği taşır. Bu yaklaşım, üstün zekânın kontrolsüz bırakıldığında birey üzerinde yıkıcı etkiler doğurabileceği fikrine dayanır.
Meşrutiyet döneminde üstün zekalıların ve yeteneklilerin eğitimine dair yükselen maarif bilincinin Cumhuriyetin ilk yıllarında resmi devlet politikasına evrilmesiyle birlikte Avrupa ülkeleri ve Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan psikolojik ve pedagojik araştırmalar yakın takibe alınmıştır. Maarif Nezareti Tercüme Heyeti’nin ilk çevirileri bu çalışmalara ayrı bir hız kazandırmıştır. Mehmed Gayyur’un bu makalesi, üstün zekâlı çocukların yalnızca tanılanması değil, aynı zamanda uygun eğitim ortamlarıyla desteklenmesi gerektiğini vurgulayan erken dönem çalışmaların sadece hükümet merkezi ile sınırlı kalmadığını taşaraya da aynı bilinçle yaygınlaştırıldığını göstermektedir. Bu yönüyle metin, Türkiye’de üstün yeteneklilerin eğitimi tarihinin önemli bir kilometre taşıdır.
Çalışmanın özellikle üstün zekalıların ve yeteneklilerin (yazıdaki ifadesiyle çocuk dehalar) çocuk yaşta erken tanılanmalarına dair yaklaşımın yayımlandığı mecmuanın tüm sayılarında diğer makalelere de sirayet ettiği anlaşılmaktadır. Mecmuada paylaşılan ana okul öncesi (ana mektebi) ve ilkokul yapılarının ön plana çıkartılmasının bilinçli bir tercih olduğunu değerlendiriyorum.
Çanakkale Zaferi’nin 111. Yıldönümünde; 18 Mart 2026’da yayımladığımız bu araştırmayı aziz vatanın müdafaasında tereddütsüz feday-ı can eden şehitlerimizin muazzez ruhlarına armağan ediyorum.
Bedr’in Arslanları (ra) ancak bu kadar şanlı idi… diyen ve dedirten kahraman Gazilerimize de minnet ve Rahmetle…
Erol KÖMÜR
Beylikdüzü, 18 Mart 2026.






Değerlendirmeler
Henüz değerlendirme yapılmadı.